2 Şubat 2015 Pazartesi

(5. Kısım)
HANS VE LANA
Dr. Lana ve Hans uzun zamandır birbirlerini tanıyorlardı. Arkadaşlıkları İngiltere’de başlamıştı. Hans gazetecilik okurken Lana parlak zekası ile hem tıp hem kimya okuyordu. İki iyi arkadaş olmalarına rağmen aralarında bir aşk hikayesi yoktu ama Hans, Lana’ya karşı arkadaşlık ötesinde duygulara sahipti. Ne yazık ki Lana’nın zekası onu korkutmuştu. Zeki bir kadınla beraber olmak Hans için çok zordu. Daha önce bir genetik mühendisi bir kızla çıkmış ve hüsranla biten bir ilişki yaşamıştı. Bu yüzden de Lana’ya hiçbir zaman çıkma teklif edememişti.  Lana’nın her şeye bilimsel bir cevap bulması, insanı sinir edecek kadar akılcı davranması da ayrı bir sorundu. Hans, bir gün ona ruhların gerçek olup olmadığını sormuş Lana, yeşil gözlerini iri iri açarak “Sen ruhlara inanmıyorsun değil mi?” sorusu ile Hans’ın büyük sırrını onunla paylaşmasını engellemişti. Hans, Lana’nın karşısında kendini küçük duruma düşürmek istememişti açıkçası.
Her ikisinin de ortak iki yönü vardı: futbol ve yemek. Haftasonları beraber maç izlemek ve aburcubur tüketmek onların vazgeçemedikleri bir zevkti. Lana bir tek o zamanlar normal bir insan oluyordu. Naço ve bira ile tatlandırıkları geceler, koltuk üzerinde uykuya dalmaları ile son buluyordu.  Bir keresinde bir yaz tatilinde sırf uzak doğu yemeği yemek için Tayland, Singapur, Kore, Çin ve Japonya seyahati yapmışları. Bir ayın sonunda sekiz kiloyu vücutlarına kazandırmışlar, Japonya’da yedikleri suşinin dozunu kaçırınca da hastalanıp iki haftada hastanede yatmışlardı. Geri döndüklerinde bütün Cambridge onları dillerine dollamıştı.
Hans, Lana’yı telefonla aradı; uzun uzun çalan telefonu uykulu bir sesle Abdülhalim açınca çok şaşırmış, Lana’nın hastanede olduğunu duyunca da hemen onu görmek için yola çıkmıştı. Hans hastaneye gittiğinde Lana, Abdülhalim ile konuşuyordu.    
Hans’ı görünce:
“Selam Hans, ah seni görmek ne kadar güzel…”
“Korkuttun Lana”
“Meraklanma, bir şeyim yok. Çok üşütmüşüm anlaşılan bu gece buradayım ama yarın çıkarım…”
“Ne kadar İstanbul’da kalacaksın? “
“Altı ay buradayım, Çapa Tıp Fakültesi’nde olacağım.”
“ Konu ne?”
“Salgın hastalıklar.Bern’de bir virüs üzerinde çalışıyorduk. Burada da aynı konu… Şimdi uzun uzun anlattırma bana.”
“Haftasonu için maç biletlerini aldım.”
“Galatasaray maçı mı?”
“Evet, işin var mı?”
“ Elbette yok, haftasonlarım benim…”
Hans Abülhalim’e döndü:
“Sana sormuyorum bile, sen zaten sevmiyorsun.”
Abdülhalim gülerek cevap verdi
“ Benim başka planlarım var.”
Lana araya girdi:
“Oooo, söyle bakalım. Plan ne?”
“Ayasofya  kütüphanesine gideceğim. Birkaç yazma bakacağım.”
“En son Kıptice çalışıyordun. Onunla mı ilgili?”
“Hayır, bu sefer Türkçe”
“Sahi Abdülhalim kaç dil oldu.”
“15 oldu Dr. Lana”
Hans kocaman bir offf çekti. Kendisini aptal gibi hissetti. Lana, Hans’ın sıkıldığını anlamıştı:
“Galatasaray forman var mı? Yani benim için.”
“Evet iki tane üç x large formam var.”
Lana kahkahayı patlattı.

Hans, hastaneden çıkarken biraz tedirgindi. Lana’nın odasında gördüğü iki hayalete aklı takılmıştı. Lana’nın odasındaki iki yetişkin erkek hayaleti onu korkutmuştu. İlk defa korku ifadesiyle bakan hayaletler görmüştü. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder