(5. Kısım)
HANS VE LANA
Dr. Lana ve Hans uzun zamandır birbirlerini
tanıyorlardı. Arkadaşlıkları İngiltere’de başlamıştı. Hans gazetecilik okurken
Lana parlak zekası ile hem tıp hem kimya okuyordu. İki iyi arkadaş olmalarına
rağmen aralarında bir aşk hikayesi yoktu ama Hans, Lana’ya karşı arkadaşlık
ötesinde duygulara sahipti. Ne yazık ki Lana’nın zekası onu korkutmuştu. Zeki
bir kadınla beraber olmak Hans için çok zordu. Daha önce bir genetik mühendisi bir kızla çıkmış ve hüsranla biten bir ilişki yaşamıştı. Bu yüzden de
Lana’ya hiçbir zaman çıkma teklif edememişti. Lana’nın her şeye bilimsel bir cevap bulması, insanı sinir edecek kadar akılcı davranması da ayrı bir sorundu. Hans, bir gün ona ruhların gerçek olup olmadığını
sormuş Lana, yeşil gözlerini iri iri açarak “Sen ruhlara
inanmıyorsun değil mi?” sorusu ile Hans’ın büyük sırrını onunla paylaşmasını
engellemişti. Hans, Lana’nın karşısında kendini küçük duruma düşürmek
istememişti açıkçası.
Her ikisinin de ortak iki yönü vardı: futbol ve yemek.
Haftasonları beraber maç izlemek ve aburcubur tüketmek onların vazgeçemedikleri
bir zevkti. Lana bir tek o zamanlar normal bir insan oluyordu. Naço ve bira ile
tatlandırıkları geceler, koltuk üzerinde uykuya dalmaları ile son buluyordu. Bir keresinde bir yaz tatilinde sırf uzak doğu
yemeği yemek için Tayland, Singapur, Kore, Çin ve Japonya seyahati yapmışları.
Bir ayın sonunda sekiz kiloyu vücutlarına kazandırmışlar, Japonya’da yedikleri suşinin dozunu
kaçırınca da hastalanıp iki haftada hastanede yatmışlardı. Geri döndüklerinde
bütün Cambridge onları dillerine dollamıştı.
Hans, Lana’yı telefonla aradı; uzun uzun çalan telefonu
uykulu bir sesle Abdülhalim açınca çok şaşırmış, Lana’nın hastanede olduğunu
duyunca da hemen onu görmek için yola çıkmıştı. Hans hastaneye gittiğinde Lana,
Abdülhalim ile konuşuyordu.
Hans’ı görünce:
“Selam Hans, ah seni görmek ne kadar güzel…”
“Korkuttun Lana”
“Meraklanma, bir şeyim yok. Çok üşütmüşüm anlaşılan bu gece
buradayım ama yarın çıkarım…”
“Ne kadar İstanbul’da kalacaksın? “
“Altı ay buradayım, Çapa Tıp Fakültesi’nde olacağım.”
“ Konu ne?”
“Salgın hastalıklar.Bern’de bir virüs üzerinde çalışıyorduk.
Burada da aynı konu… Şimdi uzun uzun anlattırma bana.”
“Haftasonu için maç biletlerini aldım.”
“Galatasaray maçı mı?”
“Evet, işin var mı?”
“ Elbette yok, haftasonlarım benim…”
Hans Abülhalim’e döndü:
“Sana sormuyorum bile, sen zaten sevmiyorsun.”
Abdülhalim gülerek cevap verdi
“ Benim başka planlarım var.”
Lana araya girdi:
“Oooo, söyle bakalım. Plan ne?”
“Ayasofya
kütüphanesine gideceğim. Birkaç yazma bakacağım.”
“En son Kıptice çalışıyordun. Onunla mı ilgili?”
“Hayır, bu sefer Türkçe”
“Sahi Abdülhalim kaç dil oldu.”
“15 oldu Dr. Lana”
Hans kocaman bir offf çekti. Kendisini aptal gibi hissetti. Lana,
Hans’ın sıkıldığını anlamıştı:
“Galatasaray forman var mı? Yani benim için.”
“Evet iki tane üç x large formam var.”
Lana kahkahayı patlattı.
Hans, hastaneden çıkarken biraz tedirgindi. Lana’nın
odasında gördüğü iki hayalete aklı takılmıştı. Lana’nın odasındaki iki yetişkin
erkek hayaleti onu korkutmuştu. İlk defa korku ifadesiyle bakan hayaletler
görmüştü.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder