(6. Kısım)
BADE VE HARUN
Bade, Harun’un çiçeklerini ve mesajını almış buluşma yeri
olan Yenikapı’ya gitmek üzere metroya binmişti. Metrodan indiğinde kar lapa
lapa yağıyor, etraf bembeyazdı. Yenikapı Sahili’nde deniz üzerine inşa edilmiş
olan Denizatı Kahve Evi’ne girdi. Burası
çoğunlukla romantik anlar yaşamak isteyen çiftlerin geldiği bir yerdi.
Denizin üzerinde tamamiyle şeffaf inşa edilmiş olan yerin mutfak, personel
odaları ve tuvaletler haricindeki her yeri şeffaf bir tür sağlam pleksiglasdan
yapılmıştı. Taban hemen hemen denizin içine bir metre kadar batıktı. Gelen
misafirler deniz altından yapılan ışıklandırma ile denizin altını ve
dolayısıyla canlıları görebiliyordu. Cam bir fanusa benzeyen mekanda özel
ışıklandırmalarla loş bir hava yaratılmıştı. Fonda derinden gelen bir müzik
vardı. Bade, adını söyleyerek kendine ayrılmış olan yere gitti. Harun yoktu,
kendini koltuğa bıraktı. Bugün vücudunda bir kırgınlık vardı sanki. Kendini
yorgun hissediyordu. Tam oturmuştu ki Harun geldi. Elinde bir buket kırmızı gül
vardı. Bade, gülümsedi “Bana mı diye sormayacağım. Çok teşekkür ederim.”
Haun Bade’nin karşısında oturdu. Ne diyeceğini bilemiyordu.
Öylece Bade’ye bakıyordu. Bade sessizliği bozdu:
“Kahve içelim mi? Ya da çay”
Harun, sıkılganlığını atmak istercesine:
“Evet, ben kahve alacağım ya sen?”
“Çay.”
Bade ve Harun içecekleri geldiğinde hâlâ konuşmuyorlardı. Harun
tabana yapışmış olan vatosa bakıyor, hayvanın insan yüzüne benzeyen alt kısmına
hayaranlıkla bakıyordu:
Bade sessizliği bozdu:
“Harun,vatosla aranda ne var senin?”
İkisi de gülmeye başladılar.
Bade duygusal bir kadın değildi. Daha doğrusu duygularını
gösterebilen bir kadın değildi. Aslında kendini kaba bir kadın olarak görüyordu.
Bu sefer birlikte olduğu erkeğin ilişkisini yönetmesini istiyordu.
“ Bade, lafı uzatmak istemiyorum. Senden çok hoşlanıyorum.
Sevgilim olur musun?”
Bade, Harun’u utangaç olarak bilirdi ama Harun bir anda onu
şaşırtmıştı.
“ Harun, ben dürüst olmak isitiyorum. Ben çok zor biriyim.
İlişkilerini düzgün yüremiyorum. Çok öfkeliyim.”
“ Olsun Bade, kavga edelim senle, küselim, barışalım ama
yine de birlikte olalım.”
Bade gülümsedi, bu evet anlamına geliyordu. O gece Bade ve
Harun uzun konuştular. Saat on gibi Denizatı’ndan çıktılar. Bade cebinden bir
sigara tabakası çıkardı: “Harun biraz burada durup karı izleyelim, ben de bir
sigara içmek istiyorum.” Bade tütün yapraklarından oluşan ince sigarasını
çıkardı. Harun, “Herhalde yakmama müsaade edersin?” Bade sigarasının ilk
dumanını havaya savuruken Harun’da cebinden sigara tablasını çıkardı. Harun
sigarasını yakarken Bade’ye:
“Biliyor musun bir zamanlar bu şehrin bir gürültüsü varmış.”
“Evet, dijital kayıtlarına bakmıştım. Çok kalabalık ve
gürültülü bir yermiş.”
“Şimdi ise dünyanın en sessiz şehirlerinden biri.”
“Büyük deprem burayı çok özel bir şehir yaptı.”
“ Özel ve fazlasıyla huzurlu. Sence de fazla huzurlu değil
mi?”
“Bu şehir dünya tarihinin en büyük felaketini geçirdi. Başka
ne olablir ki?”
“ İkinci bir deprem”
“Mümkün değil, olasılığı çok düşük. Büyük fay dört yerinden
birden kırıldı. Şehrin haritası değişti.”
“Haklısın, bu şehir artık felaket görmez.”
Harun ve Bade birlikte metroya bindiler. Harun Taksim
tarafına giderken Bade Anadolu yakasına doğru geçen hatta yoluna devam etti.
İçindeki hoş duygu yerini tuhaf bir sıkıntıya bıraktı. Eve gidince bir seans
yoga yapmaya karar verdi.